Anadolu Misyonu ve Türkiye Numerolojisi

ANADOLU MİSYONU

Ruh varlıkları beşer olarak enkarne olup (bedenlenip) bu fizik alemdeki tekamül serüvenlerinde, bilgi ve deneyimlerini arttırarak evrensel yasalara uyumlanma sürecini yaşarlar. Daha yaşlı olan ruhlar ise genellikle daha fazla deneyim çeşitliliği sağladığından dolayı, tarihin her döneminde uygarlığın o zamandaki en ileri düzeyde yaşandığı bölgelere enkarne olurlar (doğarlar). Bu bölgeler aynı zamanda ilahi planların, yani Kuran-ı Kerim’in indirildiği ve bizim müfredat planı olarak bağlı bulunduğumuz Sirius (Şir’a) yıldızının tasarrufundaki kutsal ışığın direkt olarak düşürüldüğü yerlerdir. Medeniyetlerin yükselişini ve çöküşünü ve kültürlerin çekim odağı haline gelmesini belirleyen aynı ilahi nurdur.

Ülkemizde Dr. Bedri Ruhselman tarafından temelleri atılan ve Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği ve Bilyay Vakfı tarafından devam ettirilen çalışmalardan, aydınlanma çağına girilirken, Türk Ulusunun görevli bir millet olarak seçildiğini, ilahi nurun merkezinin de Anadolu olarak sabitlendiğini neo-siprütüalizm öğretisi kapsamında görmekteyiz.     Numerolojik bakış açısıyla ele alındığında dünyanın başka hiçbir coğrafyasında görülmeyen sağanak halindeki yaşlı ruhlar akınının son yirmi yıldır bu toprakları adeta bombardımana tutmuştur. (Seksen sonrası kendi kuşaklarında çoğunluğu ele geçiren Taksim’de isyan eden indigolar yani sekizi kuvvetli 11’ler kulvarına mensup varlıklar veya 11+8’ler.) Bu topraklara bedenlenmekte olan ruhların misyon ve vazifeleri ile Türkiye (nümerolojik değeri 8) Cumhuriyeti’nin (nümerolojik değeri 11) kuruluş hedefleri arasında bariz bir örtüşme olduğunu tespit etmiş bulunuyoruz.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin Karması

Anadolu’ya doğmayı seçen her ruh varlığı bu toprakların karmasına ortak olmayı kabul etmiş sayılır. Tıpkı kendi bireysel ve aile karmasını taşıması gibi ülke karmaları da varlıklara tekamüllerinde harcamak üzere gerekli olan ekstra yakıtı sağlar. Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşayan canlı bir varlık olarak kabul edersek, bu topraklara doğmayı seçen herkesin ülkenin numerolojik tasarımından birebir etkilendiğini kabul etmek durumundayız.

Karmik borç olarak birinci ve altıncı çakralarda harfinin olmadığını, üçüncü ve dokuzuncu çakralarda ise aşırı harf tazyikinden muzdarip olduğunu görmekteyiz. Daha kendi benliğini oturtmadan ve birey olamadan aile içinde uyum huzur dengeyi sağlama çabalarının hüsranla biterek genelikle ayrılıklarla sonuçlanması tesadüf değildir. Halkımızın gündelik isimlerinde yüzde altmışının altıyı sıfırdan açtığını hesaba katarsak toplumsal barışı sağlama yönünde daha çok yolumuz olduğunu anlarız. Bu noktada bağımlılıkların (alkol ve sigara) birinci çakrayı açmadaki en büyük engel olduğunu tespit edelim. Kendisine gösterilen azıcık şefkat ve güleryüze kanıp çocuksu ve saf doğasıyla kolay kandırılabilir gibi gözüken Anadolu halkı şaşmayan sezgileriyle dünyaya bilgelikte liderlik etmeye yazgılıdır. Dokuzuncu çakradaki aşırı duygusallık ve fanatizm (kendi doğru bildiklerini başkalarına dayatma arzusu), bilgisinden fazla fikrinin oluşu ile birleşince (altıncı çakra boş yani eğitim şart) aşırı çağırışım ve zihin faaliyetiyle beraber, çok ve boş konuşmaya yol açmaktadır. Sezgilerin onuncu çakrada genelde açık ve yoğun olduğunu ve şifa enerjilerinde şampiyonluğu elden bırakmamasını ise dünyanın hiçbir lisanında i ı r harf grubunun bu kadar sık ve rekor seviyede kişi isimlerinde tekrar edilmemesine borçluyuz. Tabi ki çağlar boyu bu topraklara adeta sağanak gibi yağan veliler ve evliyalar akını boşa gitmemiştir. İsmi ile müsemma lafından yola çıkarsak ikinci çakradan gelen meziyetlerle, bunun zıddı olan üçüncü çakradan gelen savaşçı bir millet olmanın yanı sıra, ana-dolu kelimesinin hakkını verir şekilde bakma, besleme ve büyütme gibi rahim özelliklerinde güçlü olduğunu görüyoruz. Dikkat edersek Anadolu kelimesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin tasarımındaki bütün eksik harfleri tamamladığını görürüz (1-6).

Doğu ve Batı arasında köprü vazifesi gören Anadolu hem coğrafi hem enerjetik bakımdan dünya üzerinde yin ve yangı, eril ve dişili, bilim ve dini, temsil eden doğu ve batının kavşak noktasında konuşlanmıştır. Birbirleriyle zıt gibi görünen sanat ve teknik, analiz ve sezgi, güç ve sevgi yani maddi değerler ile manevi değerler bu topraklarda sentezlenecektir.

Anadolu tarihinde Horasan velilerinin başlattığı 19’ların mayasının tutma zamanı gelmektedir. Anadolu halkı çağlar boyunca büyük bir esneklik ve uyum sağlama uygulamasından geçirilmiştir. Buna örnek olarak herhangi bir doğal afet söz konusu olduğunda diğer ulusların aksine büyük bir dayanışma ve yardımlaşma faaliyetinin toplu bir çabayla verildiğini gösterebiliriz. Anadolu kelimesinin harflerini Türkiye Cumhuriyeti çakra sütununa eklersek eksik olan birinci çakra a harfleriyle altıncı çakra ise o harfiyle takviye edilerek tamamen eksiksiz hale gelmektedir, yani Türkiye Cumhuriyeti Anadolu’dur ifadesinde hiçbir eksik harf yoktur, böylece bu topraklar tekamlünü tamamlamaktadır ve dünyadan mezun olmak isteyen ruhların önde gelen tercihi olmaktadır.

Dünyanın hiçbir yerinde hem Atlantis’den (kalbi kapalı sol el yolu 11’ler) gelen hem de Mu’dan (kalbi açık sağ el yolu 19’lar) gelen varlıklar bu kadar içli dışlı bir araya getirilmiş değildir. İnsanlığı birleştiren bilgiyi yayma görevi de bu topraktaki vazifedar varlıklar tarafından yürütülegelmektedir. İstatistiksel olarak ele alındığında ise, Türkçenin içerisinde sıkça kullanılan kadın erkek isimlerinin başka hiçbir ülkede görülmediğini kadar yoğun bir biçimde kalp (4. çakra), boğaz (5. çakra) ve astral beden (9. çakra) harfleri taşımakta olduğunu görmekteyiz. Bu da Yeni Çağa uyumlanırken Kova Çağının gereklerini yerine getirmekte yani hayata kalbin süzgecinden geçmiş bir bilgelikle bakma sentezinin bu topraklardan çıkacağına işarettir. Üstat Ergün Arıkdal’ın ( 11+8 ) söylediği gibi,  “Muhakkak ki her dönem kendi şartları içerisinde vazifeli bir milleti ortaya çıkarmıştır”.

Ülkemizdeki psikolojik ve ahlaki seviyenin günden güne gerilemekte ve yozlaşmakta oluşu, cinselliği suistimal eden egoist kaba kuvvete dayalı ve yalanı normal kabul eden nefsaniyet güdümündeki tüketim kültürünün dibe vuruşunu sağlayacağı ve oradan bizi bir çıkış aramaya mecbur edeceğini gözlemlemekteyiz.

Vicdan realitesinin ortaya çıkabilmesi için ahlaki kargaşanın en üst seviyede yaşanması gerekir. Kendilerini devamlı olaraktan ilk üç çakra boyutunda ifade etmekten sıkılan varlıkların dördüncü çakra boyutu realitesine geçmeye çalışması ve bunun yollarını arayışta olması kaçınılmazdır. Bu arayışta esas bilgi kaynağı olan İlâhî Nizam ve Kâinat adlı eser onlara ışık tutacaktır.  Anadolu’nun kozmopolit yapısı on binlerce yıldır bu topraklarda yeşeren değişik kültürlerin karşılıklı etkileşimleri sonucu ender rastlanabilecek bir ruhsal tecrübe çeşitliliğini mümkün kılmıştır. Bu varlıklar 11’lerin lokomotifliğinde bağımlılıklarından ve fazlalıklarından kurtulup Ra Misyonunu aşabilirlerse, büyük çaptaki Kova Çağı dönüşümünü başlatacak ve dünyayı cennete çevireceklerdir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir